• 14 Nisan 2021, Çarşamba 11:54
GülçinErşen

Gülçin Erşen

İnsanlığın uyanışı ve sabır

Annemin çocukluğumuzdan beri tembih gibi yinelediği bir söz belleğimde yer etmiştir: “Sabırla koruk helva olur.” Sonra da uzun uzun açıklardı: Önce koruk olgunlaşır, üzüm olur. Üzümler toplanır, şıra yapılır, kaynatılır pekmez olur. O pekmezle de helva yapılır…

Sabrın niçin en büyük erdem sayıldığını anladığımız dönemden geçiyoruz. Özellikle küresel salgın, daha önce birçoğumuzun aklının köşesinden geçmeyecek şeylerin özlemini ve yoksunluğunu duymasına neden oldu. Eskiden son derece sıradan, basit gördüğümüz eylemlerin, alışkanlıkların ne büyük özgürlük ve nimet olduğunun ayırtına vardık. Bu dönem pek çok kişiyi yılgınlığa, hastalığa, çaresizliğe ve ölüme sürüklerken; bazılarının da kendini, yaşamı, yaratılışı, Tanrı’yı, inançları, dinleri, sistemleri, dünyayı sorguladığı süreci başlattı. (Hoş, bu soruların birçoğunu insanlık, düşünürler binlerce yıldır sorup yanıt bulmaya çabalıyor.) Kişisel Gelişim, Ruhsalcılık terimleri altında toplayabileceğimiz bu konularla ben de yıllardır ilgileniyorum. Ama, son zamanlarda eskiden olduğu gibi konuları sulandıran, insanları yanlış yönlendiren, kişilerin ilgi, merak ve gereksinimlerini kullananlar da yok değil. Neyse ki; bu konuları çok iyi araştıran, yazan, tartışan son derece bilgili ve yetkin kişiler de arttı ve artık çekinmeden bilgilerini, deneyimlerini, görüşlerini paylaşıyorlar. Tabii insanlığın uyanışı , “Kapitalist Dünya Düzeni” nin tüm engellemelerine karşın, gerçekleşecek. Bu da sabır gerektiriyor.

Yaratıcının tasarımı

Daha bu işlerin başında, hangi dine mensup olunursa olunsun, en fazla tartışılan konu; “Allah, Tanrı, Rab, Yüce Yaratıcı, Evren, Enerji” kavramları. Bunlar, kişilerin kendi inanç, görüş , düşüncelerine göre birbirlerinin yerine kullandığı kavramlar.

Tanrı’nın varlığına inanmayanlara, çocukluğumdan beri olağanüstü bulduğum sıradan bir özelliğimizi örnek göstererek yanıt veririm: Bir yerimiz kesildiğinde, hafif yaralandığında, kısa süre içinde kanama durur, pıhtılaşan kan ile yara kabuk bağlar, kabuk düşünce hafif bir iz kalır, o da zamanla yok olur. Bedenimiz ve biyolojik sistemimiz bunları kendiliğinden yaparken; bizler “Hadi kanım, orada pıhtılaş. Hücrelerim, kesiği iyileştirin, onarın” gibi komutlar vermiyoruz.

İnsanın çok gelişkin bir robot, yani “Andoid” (Android: Eski Yunanca’da “İnsansı” anlamı taşıyan bir sözcük. Zeki canlı varlıklar tarafından yapılmış insansı makinelere verilen ad.) olduğunu savunanlara da şunu derim: O kadar gelişkin bir robotu insanlık henüz yapamadı. Şu an ulaşılan bilim ve teknoloji ile üretilen en gelişkin robotun içindeki bilgisayarın yazılımını bilim insanları yapıyor. Peki insanın yazılımını, üretimini kim yaptı? Bu basit soruların ötesinde; en gelişkin robotun duyguları, özgün iradesi var mı? Bu konuda yapılan bilimkurgu filmlerde, insana benzer robotlar, insanların en çok sevgi duymasına, hatta ağlayabilmesine öykünmüyor mu? 1883 yılında Carlo Collodi tarafından yazılan Pinokyo masalının kahramanı da en çok, insan olabilmeyi istemiyor mu? Türlü maceralar ve sınavlardan sonra, masalın sonunda gerçek bir insana dönüşmek, en büyük ödülüdür. Ama, bu öyle kolay ve çabuk olmuyor.

Sabır ve Tevekkül

İslamiyet’te sabırlı olmak gibi, insanlara önerilen ve öğütlenen “Tevekkül” ile “Sabır” arasındaki bağı son zamanlarda daha iyi kavradım.

Sen üzerine düşeni yap, gerisini Allah’a bırak diye özetleyebileceğimiz, tevekkül de sabır gibi herkesin kolay beceremeyeceği erdemlerdendir. Kişinin elinden geleni yapmış olması yeterli değildir; kendine karşı dürüst ve vicdanı rahatsa tevekkül eder. İşte o zaman sabretmek kolaylaşır. Çünkü, sabırla beklenen şeyin gerçekleşeceğine emindir; eğer olmazsa, ya hayırlı değildir, ya zamanı gelmemiştir ya da hak edilmemiştir. Böylece, gerçekleşince mutlu edecek şey, gerçekleşmediğinde de üzüntü vermez.

Bu dünyada yaşanan her deneyim, karşılaşılan her olay ve kişi bizim gelişimimiz ve insan olmayı becerebilmemiz içindir. Dünyaya insan görünümünde gelip, gerçek insan olamadan göçüp giden öyle çok ki… Bu ömrün sonunda “Hamdık, piştik, yandık” diyebilecek miyiz Yunus Emre gibi?..

İnşaallah.

Hak’tan gelen şerbeti içtik elhamdülillah,

Şu kudret denizini geçtik elhamdülillah.

 

Şu karşıki dağları, meşeleri, bağları,

Sağlık safalık ile aştık elhamdülillah.

 

Kuru idik yaş olduk, ayak idik baş olduk,

Kanatlandık kuş olduk, uçtuk elhamdülillah.

 

Vardığımız illere, şu safa gönüllere,

Baba Tapduk manasın saçtık elhamdülillah.

 

Beri gel barışalım, yad isen bilişelim,

Atımız eyerlendi eştik elhamdülillah.

 

İndik Rum’u kışladık, çok hayır şer işledik,

Uş bahar geldi geri göçtük elhamdülillah.

 

Dirildik pınar olduk, irkildik ırmak olduk,

Aktık denize dolduk, taştık elhamdülillah.

 

Taptuk’un tapusunda, kul olduk kapısında,

Yunus miskin çiğ idik, piştik elhamdülillah.

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık