• 19 Mayıs 2021, Çarşamba 10:46
GülçinErşen

Gülçin Erşen

Gençlere saygı duyuyorum ve güveniyorum

                 Kimse, yaşından, makam ve mevkisinden, parasal gücünden ötürü saygı hak etmez. Kişi, duruşu, kişiliğini bütünleyen anlak ve yeteneklerini nasıl kullandığı, eylemleri, eserleri ile saygı hak eder.  Bazı insanlar ise, sonsuza dek herkesin saygısını hak eder; Mustafa Kemal Atatürk gibi!

                  Eğer, başkalarının bizim değerlerimize saygı göstermesini istiyorsak, bizler de en azından başkalarının değerlerine saygısızlık etmemeliyiz. Ama, neden saygı duyulması, gösterilmesi gerektiğini de bilmeli, anlamalı, anlatmalıyız. Yoksa, şekilcilikten öteye gitmeyen, içtenliksiz, sığ ve yavan bir duygulanım ve yaşam içinde debelenir dururuz.

                  “Tüm umudum gençliktedir” diyen Atatürk, Söylev’ini niçin Gençliğe Sesleniş ile bitirdi? Özellikle; son 15 – 20 yıldır, O’nun Gençliğe Sesleniş’inde söylediği; (bizlerin çocukken, gençken, tam anlamıyla zihnimize oturtamadığımız) olay ve durumların bir bir gerçekleştiğine tanıklık ettik, etmekteyiz. Ülkede gücü elinde bulunduran bazı kişi ve kesimlerin,  kişisel çıkar ve emellerini, içteki ve dıştaki düşmanlarla nasıl birleştirdiğini; devletimiz, ulusumuz (yani ülkemiz ve halkımız) aleyhine ortaklaşa çaba ve çalışmalarında, tinsel ve özdeksel (maddi ve manevi) değerlerimizi hiçe sayarak, nasıl gemi azıya aldıklarını gördük...  Gerici, bağnaz, kişileri ve fikirleri putlaştıran bir anlayışın temsilcileri olsaydık; Atatürk için, “Ne yüce bir önder; sanki ermiş; olacakları neredeyse 100 yıl öncesinden görmüş;  evliya gibi, peygamber gibi adam” demekle yetinirdik. Oysa, anlaklı (zeki), sağ duyulu, deneyimli, ileri görüşlü bir liderin, şaşmaz öngörüsüdür bunlar…

“Asil kan”lı kimdir?

                  Atatürk’ün Cumhuriyet’i emanet ettiği gençlerde, varlığından söz ettiği “Asil kan”; ülkesinin, halkının, hatta tüm insanlığın ve dünyanın yararını, kendi varlığının üstünde gören; kendini bu bütünün parçası, bütünü de kendi varlığını anlamlı ve gerekli kılan unsur sayan tüm kişilerde bulunan ruh ve anlayıştır. Bu anlayış; ancak aklının ve vicdanının sesini dinleyenlerde gelişir. O yüzden Atatürk, “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller yetişmesini istemiştir. Ve ülkesini, geleceği böyle gençlere emanet etmiştir.

                  Türkçemizde gençlere yakıştırılan güzel bir deyim var: “Delikanlı”.  Benim her birini ayrı bir “Cevher” olarak gördüğüm gençlerin, bünyelerindeki  o müthiş potansiyeli; bilgi, beceri, yetenek ve deneyimlerini, güven, inanç, cesaret, çaba ve yaratıcılıkla birleştirmeleri gerekir. Neyi en iyi yapıyorlarsa; sevgiyle, yorulmadan, üşenmeden onu yapmalılar. Ailesinden, yaşadığı yerden, yurdundan başlayarak, dünya ve insanlık için yararlı eylem ve üretimler içinde bulunmalıdırlar. “Kendini gerçekleştirmek” denilen şey bence budur.

                  Bizler, zengin, ünlü, makam ve unvan sahibi kişiler olarak değil; dünyaya geliş amacımızı anlayıp, özdeksel ve tinsel ürünlerimizle, hizmetlerimizle başkalarına yararlı olabildiğimizde, kendimizi başarılı ve mutlu duyumsarız. Son yıllardaki bilimsel araştırmalar da bunu göstermiştir.  Aslında Mustafa Kemal Atatürk’ün de yaptığı ve başardığı budur.  Onun, İstanbul’dan Samsun’a doğru yola çıkarkenki amacı, Cumhurbaşkanı olmak değil; yurdunu düşman işgalinden kurtarıp; tam bağımsız, çağdaş uygarlığa yakışan bir siyasal, toplumsal, ekonomik ve hukuksal düzene sahip, yeni ve güçlü bir devlet kurmaktı.  Onun kendi sağlığını, rahatını, ünvanlarını yitirmeyi göze alarak giriştiği savaş, bizlere onurlu bir geçmiş, çağdaş ve güçlü bir devlet, nispeten ve büyük ölçüde gönenmiş, eğitilmiş, umutlu, mutlu bir halk kazandırdı.  Atatürk’ün bir dahi olduğu tartışmasız doğrudur. Ama,  Atatürk de daha önce sözünü edip, açıkladığımız o “Asil kan”a sahip olmasaydı; tarih sahnesinden silinmiş,  devlet olma niteliğini yitirmiş, başkalarının boyunduruğu altında varlığını sürdürmeye çalışan bir sömürge toplumu olarak kalırdık.

O’nun izindeyiz

                  Kanımca, O’nun en büyük liderlik özelliği;  Osmanlı devleti bünyesinde yüzyıllardır, ümmet olmaktan öte, “Birlik” bilinci taşımamış bir halkı, topyekün ortak bir amaca yönlendirmesi  ve destansı bir Kurtuluş Savaşı sonrası, ülkeye çağ atlatabilmesidir. İşte bu nedenle; Türkiye düşmanlarının öncelikli amacı; çeşitli unsurları (din, mezhep, etnik köken, siyasi görüş) kullanarak,  halkı ayrıştırmak, bölmek,  birbirine ötekileştirmek ve düşman etmektir. Bunu da “İleri demokrasi”, “İnsan hakları” kılıfını kullanarak çok sinsice ve tehlikeli biçimde gerçekleştirmektedirler.

                  Benim de çocukluğuma denk gelen geçmiş yıllarda; gençlerin “sağ – sol” çatışmasıyla, oyuna getirilip, kurban edildiklerini; ülkemizin çok ağır bedeller ödediğini biliyoruz. Ama; yakın bir geçmişte de Gezi Direnişi’nde başı çeken, ilham veren, dayanışan, şiddetle değil, sanatla, emekle direnen her kesimden gençlerin o destansı kitlesel eylemlerine tanıklık ettik, katıldık. Atatürk yine haklı çıktı gençlere güvenmekte.

                  Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin nimetlerinden yararlanan bizden önceki kuşakların, bizlere; kasıtlı olarak “Apolitik” ve içi boşaltılmış Atatürkçülükle yetiştirilen bizim kuşağın, geçim derdi ya da “köşe dönme” hırsıyla sizlere, daha kötü bir Türkiye bıraktığını farkındayız. Üstüne üstlük “Pandemi” (Küresel salgın) dönemindeyiz.  Tüm bu olumsuz koşullara karşın, Atatürk’ün güvendiği gibi güveniyorum gençlere. İşte bu yüzden sizlere sevgi ve saygı duyuyorum Gençler!  Çünkü başaracaksınız. Muhtaç olduğunuz kudret damarlarınızdaki “Delikan” da!

                  Gençler, gelecek sizsiniz; gelecek sizin.

Gülçin ERŞEN – 15 Mayıs 2021


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık