• 31 Ağustos 2020, Pazartesi 9:20
GülçinErşen

Gülçin Erşen

Göç etmek

Yakın geçmişi geride bırakma isteğidir genelde bir yerden başka bir kente göç etmek. Geçmişten, anılardan, kişilerden kaçmaktır… Bazen de bir zorunluluk; görev gereği, ekmek parası için, eğitim için, evlilik nedeniyle olur göçmek… Yeni bir başlangıcın, umut, sevinç, heveslerine; merak, kaygı, çekingenlik de eşlik eder çoğu kez. Bazen de planlanmış, hazırlığı yapılmış, gerekliliğine inanılmış bir eylemdir.

Bir de “çok bilinen bir bilinmeyen” diyebileceğim; öbür dünyaya göçmek, “Uçmaya varmak” denilen ölüm var. Ölüm, her türlü göç arasında, benim en korkmadığım, kendimi en hazır duyumsadığım kavram. Derler ya; “Ölüm Allah’ın emri, ayrılık olmasaydı…” Uzun ya da kısa süreli yaşadığınız, dostlar ve anılar biriktirdiğiniz bir yerden ayrılırken de; yaşıyor olmanız, diğerlerinin de yaşayacağını bilmeniz, yeniden görüşeceğinizin garantisi değil. Bu nedenle; her ne kadar isteyerek ayrılsanız ve başka bir yerde yaşamanın heyecanını yüreğinizde taşısanız da, özlem ve hüzün de sizle birlikte gelir. (Gelinlerin, “Hem ağlarım, hem giderim” demesi bundan mıdır? Bir eşle yeni bir yaşama başlayan kadın ya da erkek, artık eşinin yaşamına konuktur. Konukluğun birlikte oluşturulan aileye ve akrabalığa dönüşmesi başka bir süreçtir. Artık, ana, baba, kardeşler değil; eşin ve çocuklarındır ailen. Bu aşamaya gelememiş nice evlilik vardır…)

Ama, dünyanın öbür ucuna da gitseniz, kendinizden kaçamazsınız. Bunu bildiğimden, kaçmıyorum artık. Yüzleşmeyi, kabul etmeyi, yaşamın bana kattıklarıyla olgunlaşarak, yaşamı ve sevgiyi kutsayarak yoluma devam etmeyi seçtim. Bu yolculukta, hangi yerlerde ne kadar süre konaklayacağımı, kimlerle yoldaşlık yapacağımı kesin olarak bilmesem de, az çok öngörebiliyorum. Kendimi ve sorumluluğum altındaki oğlumu geliştirecek, gerçekleştirecek seçimler yapmaya özen gösteriyorum. Sözde yaşamın, başkalarının, koşulların dayattıklarını değil. (Umarım öyledir ve öyle olur.)

Zaten yaşam da bir macera değil mi? Göçler, bir yerden biten, başka yerde başlayan yaşam kesitleri, eşsiz bir romanın farklı bölümleri gibi… Bu bağlamda; kişisel gelişimcilerin, ruhsalcıların sıkça dile getirdiği “akışa bırakmak”, bana göre, İslamiyet’teki “tevekkül” ile mümkün. Yani, elinizden geleni, üzerinize düşeni , içinizden geleni (yüreğinizin sesini dinleyerek) yapıp; diğer her şeyi kontrol etmekten, öngörmekten, yönlendirmekten, inat etmekten, hırs yapmaktan vazgeçmek. Bunu tam anlamıyla yapmayı, 30’lu yaşlarımın başında becermiştim. Bir süredir, tercih ettiğim yaşam tarzı bu ve sanırım beceriyorum. İşte, bunu becerince,gerisi geliyor; hayırlısı oluyor.

Biz ölümlü varlıklar; bir ömür boyunca yeniden doğuyor ve ölüyoruz. Yaşamımızın bazı dönemleri, ayrı birer ömür gibi… Bazen aynı bedende başka bir kişi, bazen farklı bedenlerde var olan aynı ruh gibi algılıyoruz kendimizi… Yaş alırken, yenileniyoruz da… Çünkü, gelişiyor ve olgunlaşıyoruz. Her insan ayrı bir dünya… Dünya ve insanlık da yeni bir evreye geçiyor.

Göçlerimizin yeni keşiflere, güzelliklere, dostluklara, uyanışa, sevgiye geçiş, aracı olması dileğimle, herkese iyi yolculuklar dilerim. Atalarımız ne demiş? “Tebdili mekanda ferahlık vardır.” Yerinizi değiştirirken, yaşamınızı, kendinizi, dünyamızı da iyi yönde değiştirmeye çabalayın.

Not: 30 Ağustos Zafer Bayramı’mız yaklaşırken; bir ülkeyi kurtarıp, ilerletip, güzelleştirmekle kalmayan, dünyayı etkileyen ve değiştiren Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü; şehitlerimizi; ülkemiz, insanlık, doğa için olumlu yönde çabalayan herkesi sevgi, saygı ile anıyorum.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık