Birliğim Gıda Sol Sabit
Sağ Sabit SARI KONAK
  • 18 Mart 2020, Çarşamba 23:42
CelalDurgun

Celal Durgun

ÇANAKKALE DESTANI

105 yıl önce kanla yazıldı.

Genel Kurmay Harp Dairesi'nin kayıtlarına göre 589'u subay olmak üzere, 57 bin şehit verdik.

Liseli, üniversiteli gençler, temiz kanlarını Gelibolu topraklarına akıttı.

671 Muğla'lı Çanakkale topraklarında kaldı.

yazıda; Büyük Komutan Mustafa Kemal Atatürk'ü ve Çanakkale'de kefensiz yatan yiğit askerlerimizin fedakarlıklarını okuyacaksınız.

Çanakkale savaşları başladığında Mustafa Kemal Atatürk, Sofya'da askeri ateşedir.

Savaşa katılmak üzere görev talep eder. 19. Tümen Komutanı olarak bölgeye atanır.

10 Aralık 1915 tarihine kadar atandığı tümene ve Anafartalar Grup Komutanlığı'na Albay rutbesiyle komuta eder. 25 Nisan 1915'te düşman askerlerinin çıkarma yaptığı haberini alır almaz, emir almadığı halde hemen harekete geçer.

Conkbayırı'nın güneyindeki 261 rakımlı tepeden, sahili gözetlemek ve korumakla görevlendirilen erlerin Conkbayırı'na doğru kaçtıklarını görür. Erlerin önüne keser. Gazeteci Ruşen Eşref'le yaptığı söyleşide, Atatürk o günü şöyle anlatıyor:

“Niçin kaçıyorsunuz?” dedim.

“Efendim düşman!” dediler.

“Nerede?”

“İşte”, diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.

Gerçekten, düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış, rahat rahat ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün: Ben kuvvetlerimi bırakmışım, erler on dakika dinlensinler diye...Düşman da tepeye gelmiş... Demek ki düşman bana benim askerimden daha yakın! Ve düşman, benim bulunduğum yere gelse kuvvetlerim çok kötü bir duruma düşecekti. O zaman, artık bilmiyorum, bir mantık muhasebesi midir, yoksa içgüdüyle midir, bilmiyorum:

Kaçan erlere:

“Düşmandan kaçılmaz”, dedim.

“Cephanemiz kalmadı”, dediler.

“Cephaneniz yoksa süngünüz var”, dedim.

Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırı'na doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen erlerinin “marş marş” ile benim bulunduğum yere gelmeleri için yanımdaki emir subayını geriye saldım. Bu erler süngü takıp yere yatınca düşman erleri de yere yattı. Kazandığımız an bu andır.

Ruşen Eşref: Siz o sırada nerede bulunuyordunuz?

“Ben de bataryanın yanındaydım... Bir saat kadar ateş muhaberesinden sonra düşmanın 261 rakımlı tepeye kadar ilerlemiş olan kıtalarının geri çekilmeye başladığı görüldü.”

***

Askerlerine ölmeyi emretti, kendisi de askerleriyle birlikte siperde yattı.

3 Mayıs 1915 tarihinde askerlerine verdiğ emir çok anlamlıdır.

“Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar gelebilir... Benimle beraber burada muharebe eden bütün askerler katiyen bilmelidir ki, bize verilen namus vazifesini tamamen yapmak için bir adım geri gitmek yoktur. İstirahat uykusu aramanın bu istirahatten yalnız bizim değil, bütün milletimizin ebediyen mahrum kalmasına sebebiyet verebileceğini hepinize hatırlatırım. Bütün arkadaşlarımın hemfikir olduklarına ve düşmanı tamamen denize dökmedikçe yorgunluk belirtileri göstermeyeceklerine şüphem yoktur...Biz ferdi kahramanlık sahneleriyle meşgul olmuyoruz.”

***

Bombasırtı'ndaki çarpışmayı anlatan Mustafa Kemal Atatürk, askerlerimizin ölüme meydan okuduklarını anlatır:

“Karşılıklı siperler arasında mesafeniz sekiz metre, yani ölüm muhakkak... Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulmamacasına hepsi düşüyor, ikincidekiler onların yerine giriyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz! Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir duraksama bile göstermiyor; sarsılmak yok! Okuma bilenler ellerinde Kur'anı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler, şehadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, hayret ve tebrik edilecek bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale muhaberesini kazandıran bu yüksek ruhtur.”

Ruşen Eşref: Paşa hazretleri, benim anladığıma göre siz henüz ne düşman kuvvetinin derecesini, ne de başına tayin edildiğiniz bizim kuvvetlerimizi biliyorsunuz... Bu kadar ağır bir sorumluluğu nasıl bir düşünce ile kabul ediyorsunuz?

“Gerçi böyle bir sorumluluğu üstlenmek, takdir buyurduğunuz gibi, basit bir keyfiyet değildir. Fakat ben, vatanım mahvolduktan sonra yaşamamaya karar verdiğim için bu sorumluluğu iftiharla üstlendim. Ve hemen saatlerce mesafe uzakta bulunan Çanakkale karargahına hayvanla hareket ettim. İşte bu şekilde benim Arıburnu ile olan kumanda ilişkim sona ermiş oluyor.”

Buraya kadar konuşmaları sakin bir vaziyetle dinleyen Cevat Bey araya girer:

“Bu şarapnel misketlerinden bir tanesi Paşa'nın göğsünü okşamıştır” der.

Ruşen Eşref: Nasıl?

“Evet, sağ tarafta ceketimde bir kurşun yeri gördüm. Yanımda bulunan subay, 'Efendim vuruldunuz' dedi. Ben böyle bir söz yayılırsa askerimizin manevi kuvveti üzerinde yapacağı etkiyi düşündüm. Elimle subayın ağzını kapadım.”

“Sus” dedim.

Cevat Bey devamla: “Bir şarapnel misketi göğsünün sağ tarafında tam saatinin bulunduğu cebe isabet etmişti. Saat parça parça oldu. Fakat o darbe Paşa'nın göğsünde hafif bir leke bırakmaktan başka ileri geçmemişti.”

Ruşen Eşref: O saat sizin için tarihi bir saattir. Görebilir miyim” dedim.

“O saatin kalıntısını bu muhabereden sonra Liman Paşa hazretleri hatıra olarak aldılar. Bana da kendilerinin aile asalet armasını taşıyan saatlerini verdiler.”

Pekiyi, siz bu yaranızla uğraştığınız sırada askerleriniz ne yapıyordu? Hücuma devam ediyor muydu?

“Tabii. O kahramanlar, başlarında fedakar subayları olduğu halde, durdurulması imkansız atışlarıyla ilk düşman hattını bire kadar boğdular. Bundan başka önlerine rastlayan, yardıma gelen bütün düşman birliklerini perişan ettiler. Hatta bizim bazı kısımlarımız boş buldukları istikametlerden denize kadar gitmişler. Bence maksada ulaşılmıştı. Karşımda bulunan İngilizleri tümüyle imha etmeye kalkışacak kadar, şartları elverişli görmüyordum. Onun için verdiğim emirle taarruzu kestim. Conkbayırı'nda ve Şahintepe'de yerleştik kaldık. Bu muhaberede düşmana binlerce ölü, binlerce yaralı verdirdik. Birçok silah aldık. O cephede bulunan makineli tüfekleri ele geçirdik. Birçok da esir alındı.”

***

Mustafa Kemal Atatürk akıl, mantık ve cesaret yüklü komutandır.

Nerede, ne zaman, nasıl savaşacağını, nerede, ne zaman duracağını bilen savaşçıdır.

Strateji ve takdik ustasıdır.

Askerleri ile aynı siperde durmuş, birlikte savaşmış, aynı karavanaya kaşık sallamış liderdir.

Çanakkale'de, düşmanın savaş planını bozmuştur.

Çanakkale zaferinin baş mimarıdır.

KAYNAK : Atatürk'ün Bütün Eserleri /Kaynak Yayınları


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık