• 07 May 2020, Thursday 10:13
CelalDurgun

Celal Durgun

DENİZ GEZMİŞ

27 Şubat 1947'de Ankara'da doğdu.

İlk ve ortaokulu Sivas'ta, liseyi İstanbul'da tamamladı.

Lise yıllarında sol düşünceyle tanıştı.

Türk -İş yöneticilerini protesto eden grubun içinde yer aldı.

İlk kez o eylemde gözaltına alındı.

1966 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girdi.

19 Ocak 1967'de ikinci kez gözaltına alındı.

22 Kasım 1967'de öğrenci örgütlerinin düzenlediği “Kıbrıs Mitingi” sırasında,

Amerikan bayrağının yakılması olayına katıldığı için tekrar gözaltına alındı.

30 Ocak 1968'de “Devrimci Hukukçular Derneği”ni kurdu.

7 Mart 1968'de bir konferansta konuşan Devlet Bakan'ı Seyfi Öztürk'ü protesto ettiği için gözaltına alındı, yargılandı 2 Mayıs 1968'de serbest bırakıldı.

12 Haziran 1968'de İstanbul Üniversitesi'nin işgaline önderlik yaptı.

30 Temmuz 1968'de 6. Filo'yu protesto etmekten tutuklandı.

Sol içinde yaşanan bölünmede; “Milli Demokratik Devrim” görüşünü savunan grubun içinde yer aldı.

1968'de “Devrimci Öğrenci Birliği”ni kurdu.

1 Kasım 1968'de “Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü”nü düzenledi.

28 Kasım 1968'de, İstanbul'a gelen ABD büyükelçisini protesto eden eyleme katıldı.

Gözaltına alındı. Kısa bir süre sonra serbest bırakıldı.

Öğrenci hareketleri nedeniyle 19 Mart 1969'da tutuklandı, 3 Nisan'a kadar tutuklu kaldı.

23 Haziran 1969'da hakkında tutuklama kararının alınmasından sonra Filistin'e kaçtı.

1 Eylül 1969'a kadar Filistin'de kaldı.

Aynı yıl Hukuk Fakültesi'nden atıldı.

23 Eylül'de yeniden gözaltına alındı, 2 gün sonra serbest bırakıldı.

Battal Mehetoğlu'nun sağcılar tarafından öldürülmesi üzerine, Yıldız Mühendislik Akademisi'nde yapılan aramada bulunan silahın O’na ait olduğu ileri sürülerek, 20 Aralık 1969'da tekrar tutuklandı.18 Eylül 1970'e kadar hapis yattı.

Hapisten çıktıktan sonra “Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu”nu kurdu.

11 Ocak 1971'de Ankara İş Bankası Emek soygununda yer aldı.

Hakkında tutuklama kararı verildi.

12 Mart darbesinden sonra Sivas'a giderken Gemerek'te yakalandı.

16 Kasım 1971'de tutuklandı.

9 Ekim 1971'de idama mahkum edildi.

6 Mayıs 1972'de adam edildi.

Avukatı ve idam edilişinin tanığı Mükerrem Erdoğan o gece gördüklerini şöyle anlatıyor:

“... Elleri arkasından kelepçeli, ayakları bileklerinden prangalı olduğu halde, avluya bakan pencerenin karşısındaki duvarın önünde bir sandalyede oturtulmuştu.

Sırtında, boğazlı, kavuniçi/kırmızı arası dik yakalı bir balıkçı kazağı vardı. Pantolonu limon küfü kadifedendi. Saçları üç numarayla kesilmişti. Sakalları uzamıştı. Gülümseyerek:

“Hoşgeldiniz” dedi. Ardından da:

“Gelmekle iyi ettiniz. Ölüme nasıl gittiğimizi gözlerinizle görüp, yarınki kuşaklara doğru olarak anlatasınız diye, sizlerin olaya tanık olmanızı istedik... Cezaevlerindeki devrimcileri benim için tek tek öpün...”

Ayağa kaldırdılar, cepleri boşaltıldı.

“Parkam nerede?” diye sordu.

Parkası, odada, kapının arkasına asılmıştı.

Gösterdiler.

“Parkamı babama teslim edin” dedi.

Savcı mahkemenin kararını okudu:

“Bu karar sana mı ait? Dedi.

“Ben bu kararı reddediyorum”

Savcı işaret etti.

Gardiyanlar, masanın üzerinde duran kağıda sarılı bir paketi açtılar; çıkardıkları beyaz ölüm gömleğini başından geçirerek... giydirdiler.

“Cezaevi'nden bizi, yangından mal kaçırır gibi kaptılar, havalandırarak getirdiler. Ayakkabılarımızın bağlarını bile bağlamamıza fırsat vermediler. Postallarımın bağlarını bağlasınlar; asıldığımda ayağımdan düşmesini istemem.”

Bir görevli bağcıkları bağladı.

İki gardiyan: “Hadi bakalım” dediler.

Bize döndü:

“Hoşçakalın. Cezaevlerindeki bütün devrimcilere selam. Hepsini benim için birer birer öpün.”

Yürüdü iki gardiyanın ortasında. Çok metin gitti. Avluya çıktık.

Masadan tabureye kendi çıktı. Tepesindeki ilmiği boynuna kendi geçirmek istedi. İlmik dardı, sıkılmıştı; kendiliğinden kafasından geçemezdi. Bir gardiyan ilmiği açtı, genişletti, başından geçirip taktı. İşte o anda son sözlerini söyledi:

“Yaşasın tam bağımsız Türkiye... Yaşasın Marksizmin, Leninizmin yüce ideolojisi. Yaşasın (...) devrimci bağımsızlık mücadelesi. Yaşasın işçiler, köylüler. Kahrolsun Emperyalizm-” (*) derken izm'i bütünleyemedi.

İnfaz savcısının

 

“Çek, çek” diye bağırması üzerine, cellat arkadan tabureye vuruverdi.

Dört adım ötemdeydi.

Tabure masadan düştü.

Ayakları masaya değdi, tam oturmadı, uçlarıyla değdi. Anlaşılan, uzun boyunu iyi hesaplayamamışlardı.

İnfaz savcısı:

“Masayı çek” diye bağırdı.

Masa'yı çektiler.

Gitmişti...

O anda yüzü tam bana karşıydı.

Masa çekilince urganın ucunda dönmeye başladı.

Tam 360 derece döndü havada, sonra ağır ağır 180 derece daha döndü ve durdu...

Saatler o anda 01:25'ti....

Birden bir çırpınış sesi, kalabalıkta şaşkınlık yarattı.

Başlar, hızla sesin geldiği yöne döndü.

Yüzlerden bir ürperti geçti.

Duvarın çıkıntısından kanat çırpan bir güvercindi bu.

Bir güvercin çırpınmıştı...”

( Deniz Gezmiş Anlatıyor / Erdal Öz)

                                                            ***

Deniz Gezmiş, o güvercinle sonsuzluğa uçmuştu...

                                                            ***

Halit Çelenk, Deniz Gezmiş ve arkadaşları için, aşağıdaki değerlendirmeyi yapıyor:

“Onlar kimseyi öldürmediler, cana kıymadılar, vatanı satmadılar, hazineyi soymadılar, hayali ihracat yapmadılar. Hedefleri, bağımsız bir Türkiye, hakça toplumsal bir düzen ve Türkiye insanının mutluluğuydu. Bunu için asıldılar. Tarih onları asanları affetmeyecek ve bu öldürümü unutmayacaktır.”

(*) Deniz Gezmiş'in son sözlerinden dört sözcük çıkarılmıştır.

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Site en altı
yukarı çık