Birliğim Gıda Sol Sabit
Sağ Sabit SARI KONAK
  • 26 Şubat 2020, Çarşamba 23:25
CelalDurgun

Celal Durgun

DEVRİMCİ ATATÜRK (4)

Tarih 8 Ağustos 1928...

Harf Komisyonu Başkanı Falih Rıfkı Atay Dolmabahçe Sarayı'nda araştırmalarını sürdürmektedir. Atatürk, çalışmalar hakkında bilgi edinmek, varılan aşamayı öğrenmek ve Falih Rıfkı Atay'a yardımcı olmak için odaya girer.

Eski alfabedeki harfin, yeni alfabede karşılığının ne olacağı üzerinde konuşurlar.

Atatürk, Falih Rıfkı Atay'a sorar:

“Yeni yazıyı tatbik için ne düşündünüz?”

Atay; “Biri onbeş yıllık uzun, biri de beş yıllık kısa süreli iki teklif var. Teklif sahiplerine göre ilk zamanlar iki yazı dili birarada öğretilecektir. Gazeteler yarım sütundan başlayarak yeni yazı kısmını artıracaktır. Daireler ve yüksek okullar için de tedrici (aşamalı) bazı usüller düşünülmüştür” yanıtını verir.

Atatürk, “Bu ya üç ayda olur, ya da hiç olmaz” itirazında bulunur.

Falih Rıfkı Atay, şaşırmıştır, “olmaz” der gibi Atatürk'ün yüzüne bakar:

Atatürk devam eder: “Çocuğum, gazetelerde yarım sütun eski yazı kaldığı zaman herkes bu eski yazılı parçayı okuyacaktır. Arada bir harp, bir iç buhran, bir terslik oldu mu, bizim yazı da Enver'in yazısına döner, hemen terkolunuverir.”
 

Çalışmanın sonuna doğru Atatürk:

“Çocuk, bugün iki yere çağırılıyız, önce Sarayburnu'nda bir halk eğlencesi, sonra Büyükada'da bir davet var” der ve Atay'a, birlikte gitmeyi teklif eder. Atay'da teklifi geri çevirmez.

Önce Sarayburnu'na giderler.

Sarayburnu'nda bulunan halk, Gazi'yi çoşkuyla karşılar.

Kendisi için ayrılan yere oturan Atatürk, bir süre eğlenceyi izledikten sonra yanıdakilere dönüp; “Kimde defter var?” sorusunu sorar.

Hemen bir defter bulunur ve Atatürk'e verilir.

Atatürk, deftere bir şeyler yazar, yazdığı defter sayfasını koparıp Falih Rıfkı Atay uzatır;

“Kimseye göstermeden bunlara göz gezdir, sana okutacağım” der.

Falih Rıfkı Atay yeni harflerle yazılmış satırları içinden okur ve Atatürk'e geri verir.

Atatürk, halkı selamlıyarak konuşmaya başlar:

“... Bir milletin, bir toplumun yüzde onu okuma yazma bilir, yüzde sekseni bilmez, bundan insan olarak utanmak lazımdır. Bu millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir. İftihar etmek için yaratılmış, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir. Fakat milletin yüzde sekseni okuma yazma bilmiyorsa bu hata bizde değildir. Türk'ün seciyesini (karekter-huy ) anlamayarak kafasını birtakım zincirlere saranlardır. Artık mazinin hatalarını kökünden temizlemek zorundayız. Hataları düzelteceğiz...

“Sevgili arkadaşlarım, yanınızda ne kadar mutlu olduğumu anlatamam... Sevinçliyim, duygulandım, mutluyum. Bu durumun bana esinlediği duyuşları karşınızda ufak notlar halinde saptadım. Bunları içinizden bir yurttaşa okutacağım... Kim okumak ister?”

Kalabalık arasında bulunan bir genç koşarak Atatürk'ün yanına gelir; kağıdı alır, derin bir soluk aldıktan sonra okumak için elindeki kağıda bakar... bir daha bakar... tekrar bakar... okuyamaz.

Atatürk, araya girer:

“Yurttaşlar, bu notlarım asıl, gerçek Türk harfleriyle yazılmıştır. Kardeşiniz bunu hemen okumaya girişti, biraz çalıştıktan sonra birdenbire okuyamadı. Kuşkusuz okuyabilir. İsterim ki, bunu hepiniz beş on gün içinde öğrenesiniz...

Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim güzel, uyumlu, zengin dilimiz, yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Yüzyıllardan beri kafamızı demir bir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak ve bunu anlamak zorundayız. Anladığınızın izlerine yakın zamanda bütün evren tanık olacaktır. Buna kesinlikle inanıyorum. ... Yeni Türk alfabesiyle yazdığım bu notları bir arkadaşa okutacağım, dinleyiniz!”

Atatürk, kağıdı delikanlıdan alıp, Falih Rıfkı Atay'a verir.

Falih Rıfkı Atay, Türkçe Alfabe harfleriyle yazılan yazıyı, yüksek sesle okumaya başlar.

Büyük bir alkış tufanıyla karşılanan bu satırlar, Türkçe harfleriyle yazılıp, doğrudan halka okunan ilk söylev olmuş ve o günden sonra bütün Türkiye büyük bir dersane, Atatürk de Türkçe alfabenin öğretmeni olmuştur.

Yeni Türk Alfabesi 1 Kasım 1928 tarihinde yasalaşır ve hemen yürürlüğe girer.

Atatürk, Meclis'te yaptığı konuşmasında:

“Büyük Türk milleti cehaletten az emekle kısa yoldan ancak kendi güzel ve asil diline kolay uyan böyle bir vasıta ile sıyrılabileceğini” anlatır.

“Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır” öğüdünde bulunur.

Atatürk; Başbakan'ı, bakanları, milletvekillerini sınava tabi tutar, onlara yeni alfabenin en kolay ve en hızlı bir biçimde nasıl öğrenileceğini ve nasıl öğretileceğini anlatır.

Yerel yöneticilere çektiği telgraflarda ,“Yeni yazımızı, tarlalarda çalışan çiftçilerimize, sürüleri başında dağlarda dolaşan çobanlarımıza kadar en az bir zamanda yaymaya çalışmak, herkesin vicdan ve milli haysiyet borcu” olduğunu hatırlatır.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık