• 17 June 2021, Thursday 10:30
CelalDurgun

Celal Durgun

“ÜMMET Mİ, MİLLET Mİ?

Siyasi iktidar, ulusal ve uluslararası meselelere “ümmet” anlayışı ile yaklaştığından, ulusal ve uluslararası sorunların çözümünde yalnız ve başarısız oluyor.

Irak'ta olmadı, Suriye'de olmadı, Libya'da olmadı, Mısır'da olmadı, Yemen'de olmadı, Filistin'de olmadı, Kıbrıs'ta olmadı...

Ümmeti, İslam'ın sünnilik anlayışı olarak tarif eden iktidar, yeryüzündeki Müslümanların “hamisi” olmaya özeniyor.

Bizimkiler “ümmet”  diye maceradan maceraya koşarken, onlar Türkiye'ye sırtını dönüyor.

İktidar, kurucu önderinin “yurtta barış, dünyada barış” sözünü tutmak yerine, emperyalist devletlerin bölgedeki taşeronu olmayı yeğliyor.

Oysa devletimizin kurucusu yüce önder Mustafa Kemal Atatürk, yaşanmış yanlışları anlatmış, doğru yolu göstermişti.

Ümmetten söz edenlerin tarih bilmediğini, sosyolojiden anlamadığını, akıldan, bilimden, gerçeklerden uzak olduklarını, geçmişten ders çıkarmadıklarını dile getirmiş ve Türkiye'nin izlemesi gereken yolu göstermişti:

                                                      ***

“Bir ülke için takip edilecek üç siyaset vardır. Biri dinidir, örneğin İslam Birliği siyasetidir. Bütün İslam ehlini birlik halinde bir araya getirmeyi amaçlayan siyasettir. Bu siyaset parlak görünür, ancak gerçekçi değildir. Çünkü bütün İslam ülkelerinin tek bir merkezden yönetilmesi mümkün değildir. Tarih bunun kanıtlarıyla doludur. Böyle bir siyaset düşünülemez, uygulanamaz.

İkincisi milli siyaset, örneğin Turancı siyasettir ki, aynı ırktan olan kavimleri bir araya getirmek ister. Bunun da yine aynı nedenlerle uygulanması mümkün değildir. O zaman üçüncü bir yol kalıyor ki, o da hem birinciyi hem ikinciyi içeren gayet geniş siyasettir. Bu siyaset karmadır; içinde hem din, hem de millilik vardır...

Kendimizi ele alalım: Biz dini bir siyaset takip edebiliriz. Biz milli bir siyaset takip edebiliriz. Veyahut hem milli, hem de dini bir siyaset takip edebiliriz. Dini siyaset takip edelim dediğimiz zaman herkesçe bilinen ifadeyle söylemek lazım gelirse, bu İslam Birliği siyaseti demektir...

Her İslam için, bütün Müslümanların bir noktada birleşmesi ve hep beraber çalışarak kuvvetli olması, mutlu olması elbette arzu edilir. Fakat dünyada elde edilmesi mümkün olmayan hedeflere  yürümek insanları çok aldatmıştır, çok aldatır.

İnsanlar parlak olan siyasetlere doğru mutlaka yürümek ve oraya ulaşmak ister. Çünkü parlak olan şeyler çekicidir. Bu dediğim nokta da parlaktır, çekicidir. Fakat, hayat hayallere dayanmaz; hayat gerçeklere dayanır. Herhangi bir millet hayatını muhafaza için, hayat  vasıtalarını elde etmek ve düzenlemek için adım attığı zaman, seçtiği hedef hayali olursa elbette başarılı olamaz. Bu yüzyılların ve yüzyıllardır yaşamakta olan insanların, belki çok acı, çok kanlı olaylar ile ve belki çok büyük felaketlerle bulmuş, öğrenmiş olduğu sonuçtur.

Büyük bir cesaretle söylüyorum ki, dünyanın bugünkü değişikliklere göre bütün İslam aleminin şimdiye kadar vehmedildiği gibi bir noktadan yönetilmesine maddi imkan yoktur ve olamaz.

Bunu bu kadar kuvvetli söyleyebilmek için çok şey bilmeye, çok şey düşünmeye, çok şey hatırlamaya gerek yoktur. Çünü bu olmamıştır ve olmayacaktı, dediğim zaman bu benim ifadem değildir; tarihin ifadesidir, vakaların ve olayların ifadesidir; en nihayet bilimin, aklın, mantığın ifadesidir.

Arkadaşlar! Binüçyüz şu kadar yıldan beri bu teori nerede ve ne zaman uygulama kabiliyeti bulabilmiştir?

Pekiyi biliyorsunuz ki, Cenabı Peygamber'in ölümünden daha ertesi gün, hatta her ufak kabile başka başka şeyler düşünmeye başladılar. Ve özellikle İslam ülkeleri genişledikten sonra, Suriye'de yaşayanlar başka, Irak'ta, Mısır'da yaşayanlar başka ve her yerde yaşayanlar başka başka düşünmek zorundaydılar ve öyle düşündüler. Fakat her halde hepsini bir noktada toplamak isteyenler, daima aynı duyguda, aynı dini duyguda bulunan  insanları birbirleriyle çarpıştırarak birbirini öldürmekten başka ve sonu gelmeksizin kan döktürmekten başka hiç bir sonuç alamamışlardır.

Olayların ve tarihin ifade ettiği bu hususu, arz ettiğim gibi bilim de kabul etmez.

Bugün başka başka yerlerde yaşayan insanlara ve o yerlerin vermiş olduğu zihniyete ve mizaçlara ve benzeri hususlara bakılırsa, bütün bu türlü cinsteki insanların herhalde aynı şekilde yönetilmesinin mümkün olduğunu düşünmek, gerçekten bilimsel gerçekleri reddetmek demektir ki, buna da imkan yoktur.

O halde kendimiz için bir siyaset düşünüldüğü zaman, gelecekte takip edeceğimiz siyaseti belirlemek için ben açıklıkla arz ediyorum:

Hiçbir zaman böyle bir siyaset hatırıma gelmez. Çünkü bu tür siyaset uygulanamaz. Ve böyle bir siyasi istikameti takibe girişmiş olanların hepsi bizzat kahrolmuştur ve başarılı kılmak istedikleri insan kitlesini mutlaka felakete götürmüşlerdir.” (ATANAME / PROF.DR. CİHAN DURA)

                                                     

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Site en altı
yukarı çık