Birliğim Gıda Sol Sabit
Sağ Sabit SARI KONAK
  • 29 Mayıs 2019, Çarşamba 23:03
CelalDurgun

Celal Durgun

HÜZNÜN VE NEŞE'NİN YAŞANDIĞI YER, HALFETİ

2000'li yıllardı.

“Barajlar Kral'ı” Demirel'in temelini attığı Birecik Barajı, su tutmaya başlamıştı.

Televizyonlar, radyolar suyun altında kalacak köyü anlatıyor, insanlarıyla söyleşiyor, gazeteler resimlerini basıyordu.

Halk ikiye bölünmüştü:

Bir tarafta “baraj yapılsın” diyen çoğunluk, diğer tarafta “baraj başka yere yapılsın, köy taşınmasın” diyen azınlık.

Baraj yapıldı, köy taşındı.

19 yıl sonra merak ettiğim, görmeye can attığım Halfeti yolundayım.

Heyecanlıyım; resimlerinden tanıdığım yere gidiyorum.

Belgeselini izlediğim, haberlerini dinlediğim, merak ettiğim köye varacağım.

Sular altında kalmış köyü, camiyi, suyun üstünde yükselen minaresini göreceğim.

                        ***                             ***

Otobüsümüz bakımlı, güzel, geniş yollardan geçiyor, alıcı gözüyle etrafı gözlüyorum.

Radyo'da, “Urfalı'yam ezelden, gönlüm geçmez güzelden, gönlümün gözü çıksın, sevmeseydim ezelden” türküsü çalıyor. Birlikte tempo tutuyor, türküye eşlik ediyoruz. Neş'eli ve şeniz.

Halfeti tabelasının gösterdiği yöne sapıyoruz; geniş ve bakımlı yollar gerilerde kalıyor.

Ucsuz, bucaksız geniş ovaya bakıyorum.

Fıstık ağaçlarını, zeytin ağacına benzetiyorum.

Hayvan otlatan küçük çocukların el salladığını görüyorum; ben de el sallıyorum.

Tur sorumlumuz otobüsü durduruyor; koli ile su ve kek veriyor, çocuklar seviniyor, ben de çocuklar kadar seviniyorum. Yola devam ediyoruz.

Rehberimiz “Halfeti göründü” diyor.

Dağlar orman, baraj az daha büyük olsa, sanki Akyaka'daki “Akbük!”

Demir atmış motorlar, kıyıya sıfır lokantalar dikkatimi çekiyor.

Ege'nin, küçük bir sahil kasabasını görür gibiyim.

Çöl'de su bulmuş “bedevi” gibi seviniyorum.

Rehberimiz anlatıyor:

“Halil, Fatma'ya sevdalanır; Fatma da, Halil'e vurgundur.

Eskiler, “iki gönül bir olunca, samanlık seyran olur” derler!

Ama burada olmamış!

Çünkü aileler evliliğe onay vermemiş.

İki genç, ele ele tutuşmuş ve kendilerini Fırat'ın azgın sularına bırakmışlar.

O günden sonra ilçenin adı “Halfeti “olmuş, yani Halil'in “Hal”i, Fatma'nın “Fet”i alınmış.”

Halfeti'nin merkezine ulaşıyoruz.

Otobüsten inip, tur teknemize biniyoruz.

Motor çalıştı, hareket başladı.

Herkesin cep telefonu elinde, bende fotoğraf makinesi var.

Hoparlörden yanık bir ses bize eşlik ediyor.

“Şu Fırat'ın suyu akar serindir, ölem ölem, derdo akar serindir oy oy;

Yarimi götüren anam kanlı zalimdir, ölem ölem kanlı zalimdir, nasıl gülem oy oy!”

Rehberimizin anlattığı Halil ile Fatma'nın acıklı hikayesi aklıma takılıyor.

“Adın da, kendin gibi bahtsızmış be Halfeti “diyorum.

Fırat'ın altında kalan köyü düşlüyorum.

Üzerinden geçtiğimiz evlerde yaşanmışlıkları düşünüyorum.

Davul-zurna eşliğinde oynamışlardır...

Çoluk-çocuğa karışmışlardır...

Ev-bark sahibi olmak için çalışmışlardır...

Ölümlerde ağıtlar yakmışlardır...

Evleriyle vedalaşırken ağlamışlardır...

Yanıp, tutuşmuşlardır...

Doğup-büyüdüğün, gülüp-oynadığın, yiyip-içtiğin, ekip-biçtiğin, yatıp-kalktığın yeri unutmak kolay mı?

Toprak damlı evlerin “yalvarışlarını” duyuyorum.

Yaşanmış sevdalara, gizli buluşmalara tanık olmuş ağaçların “imdat” çığırışları kulağımda çınlıyor.

Dokunsalar ağlayacağım. İçimden derin bir “offf” çekiyorum.

Kaptanımız; Birecek barajının, Fırat nehri üzerine kurulduğunu; Fırat'ın, Erzincan, Tunceli, Malatya, Diyarbakır, Adıyaman, Gaziantep ve Şanlıurfa illerinden geçtikten sonra, Suriye'ye ulaştığını ve Irak'ta Basra körfezine döküldüğü bilgisini veriyor.

Baraj temeli 1993 yılında Başbakan Süleyman Demirel tarafından atılmış, 1999'da tamamlanmış,

2000 yılında su tutmaya başlamış, 2001 yılında da elektrik üretmiş.

Barajın sağında ve solundaki dağlarda, mağara evlerin varlığı dikkatimi çekiyor.

Kaptanımız, sarp kayalar üzerinde inşa edilmiş Rumkale'den bahsediyor:

İncil'in, bizim Kur'an gibi Tanrı tarafından yazılıp indirilmediğini, İsa'ya inanan havarileri tarafından sonradan yazıldığını, bu nedenle içeriği farklı birden çok İncil'ler bulunduğunu anlatıyor! Bu İncil'lerden birinin de, Yuhanna tarafından Rumkale'de kaleme alındığını, Yuhanna'nın mezarının Rumkale'de olduğunu” söylüyor.

Kulağım kaptanda, gözüm barajın iki yanında, parmağım deklanşörün üzerinde; yıkılmış kaleyi, kiliseyi, mağara evleri çekiyorum.

                        ***                             ***

Teknemiz gideceği yere kadar gitmişti, dönüş yolculuğumuz başlamıştı.

Resimler çekilmiş, görülecek yerler görülmüştü.

Hoparlör'deki hüzünlü türkü bitmiş, şen türküler başlamıştı.

Hep birlikte halay çektik, türkülere eşlik ettik.

Kafile oynayıp gülerken, kaptan'ın yanına geçtim.

Halfeti'nin önceki halini sordum.

“20'li yaşlardaydım.  Buranın dağını, taşını bilirim.”

Nasıldı?

“İşte bir köy, nasıl olsun.”

Eski hali mi, yeni hali mi daha güzel?

“Eski hali, eskide kaldı. Ne söylesem, ne anlatsam yalan olur. Eskiden gelen-giden olmazdı. Fırat'ın üzerinde bu motorlarla gezilmezdi. Şimdi, sizler geliyorsunuz, ecnebiler geliyor. Yeme içme yerlerimiz oldu. Otelimiz bile var. Halfeti dünyanın bildiği yer oldu.

Arazilerimiz suya kavuştu, ancak Halfeti'nin evleri, camisi, hamamı, mezarlığı Fırat'ın dibinde kaldı.

Ben dipte kalan evin birinde büyüdüm. Çocuklarımı suların altında kalan evimde büyüttüm, davarımı suların altında kalan ovada otlattım, camimizde namaz kıldım. Yüreğimizin yarısı, Fırat'ın dibinde kaldı be abi. Halfeti'de, hüznü de yaşarsın, neşeyi de... “

Halfeti'de ne alalım?

“Karagül kolonyası.”

Gerçekten kara mı?

“Gerçekten karadır. Halfeti'den başka bir yerde yetişmez. Al götür, sizin oralara ek, siyah çıkmaz. Dünya'da yalnız Halfeti'de yetişir. Güzel kokar. Karagül'e, “Mezopotamya'nın Sünbülü', 'Güllerin Efendisi', 'Arap Gelini, 'Arap Güzeli' de denir.”

                        ***                             ***

Bu yaşıma geldim, “Siyah Gül”ün adını ne duymuş, ne de görmüştüm.

Halfeti'de, “Siyah Gül”ü de gördüm, kolonyasını da aldım.

Tipik bir Ege kasabası görünümündeki Halfeti'ye gitmek, Rumkale'ye çıkmak, motora binmek, batık köy “Savaşan”ı  görmek gerek. Çay bahçesinde oturmak, çayını içmek, lokantasında 'şabut' balığını yemek gerek.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık