• 13 Ocak 2022, Perşembe 9:14
MehmetOğultürk

Mehmet Oğultürk

SİYASET VE SOKAK

Kazakistan’da doğal gaz zammını protesto edenleri görünce; bizimkiler paniğe kapılıp ürkmeye başladılar.  Biri, ‘yau siz 15 Temmuzu görmediniz mi? Sokağa inerseniz sizi önümüze katıp gideceğiniz yere kadar kovalarız. 15 Temmuz’da milletimin verdiği dersi ne çabuk unuttunuz?’ diyor. Diğeri ise ‘bizim kitabımızda sokağa çıkmak diye bir şey yok, niyetimiz de yok. Bizi sokağa çıkmamız için tahrik ediyorlar ama biz sandığı sabırla bekleyeceğiz ve cevabımızı sandıkla vereceğiz’ diyor. Bir diğeri ise Kazakistan’ ı hatırlatıyor. Adeta, ‘siz de onlar gibi sokağa inip yakıp yıkınız da görün. Alayınız gelse ne yazar?’ demek anlamına gelen ifadeler kullanarak tehditler savuruyor. Anlaşılan hepsi sokaktan çok korkuyor.

Anayasamızın (eğer hala yürürlükte ise) 34. Maddesi ve bu maddeye dayanılarak çıkartılan 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunun 3. Maddesi birinci fıkrasında ; “Herkes önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme hakkına sahiptir.”deniliyor. İkinci fıkrada ise ancak diye başlayan ve milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir denilmektedir. Yine Anayasanın 18. Maddesi birinci fıkrasında; ‘Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır’ diyor, ardından da ‘hükümlülük veya tutukluluk süreleri içinde, olağan üstü hallerde yaptırılan, beden ve fikir çalışmaları zorla çalıştırma sayılmaz’ diyerek, önceki hükümleri geçersiz kılıyor.

Peki, gösteri yapanların davranışlarının milli güvenliği, kamu düzenini, başkalarının hak özgürlüklerini ihlal ettiğine kimler karar verecek, o belli değil. Bu yüzden iktidara sahip olanlar her gösteri yürüyüşü faaliyetini kamu düzenini bozmak olarak değerlendirip, askeri ve polisiyle, amiri memuru ile onların üstüne yürüyor. Avukatlar haftalarca  Ankara’ya sokulmadılar. Başkent’in girişinde günlerce tutulup, coplandılar. Onların hangi davranışları kamu düzenini bozdu, milli güvenliği tehlikeye attı ki bu muameleye maruz bırakıldılar? Kadın cinayetlerini protesto eden, İstanbul sözleşmesinin iptalini kınayan kadınlar biber gazları ile dağıtılmadı mı? Rektör atamalarını protesto eden Boğaziçili öğrenciler karga tulumba götürülüp hapse atılmadı mı?

Covid-19 aşısı konusunda görüşlerini açıklayan Türk Tabipler Birliği temsilcileri vatan haini ilan edilmedi mi? Diğer üniversite öğrencilerinin, sivil toplum kuruluşlarının, sendikaların, odaların, öğretim üyelerinin sesi çıktı mı? Hepsi susarak, “Beni sokmayan yılan bin yıl yaşasın” atasözünü anımsatmadı mı?

Sonuç olarak yukarıda sözü edilen kanunların ilgili maddeleri hiç bir işe yaramıyor. Sadece sözde kalıyor. Bizim kanun yapıcılar, kanunları kaleme alırken, özgürlükler veriliyormuş gibi yapıp, sonra da verilen özgürlükleri nasıl baltalarız derdine düşüyorlar.  Önce özgürsünüz diyorlar sonra da; ancak diye başlayan hükümlerle verilen özgürlükleri geri alıyorlar. Kanunlardaki ilgili maddelere güvenerek sokağa çıkıp gösteri yürüyüşü yapanlar zor durumda kalabiliyorlar. Totaliter ve otoriter rejimlerde hep böyle oluyor. Gerisini siz tahmin edin.

Sokağa inmeden, kırıp dökmeden, iktidarı kararlarından vazgeçirmek için başka yollar yok mudur? Meselâ muhalefet toptan istifa edip parlamentoyu boşaltsa, doktorlar bir hafta hasta bakmasa, avukatlar mahkemelere, öğretmenler okula, memurlar daireye, emekliler sandığa, işçiler fabrikalara gitmese, çiftçiler soğan patates ekmese, kamyoncular İstanbul’a meyve sebze taşımasa, esnaflar kepenklerini indirse, yurttaşlar pazara gidip alış veriş yapmasa, yemese içmese, akşamcılar bir ay oruç tutsa,  ne olur dersiniz? Bunu yapabilirler mi, buna hakları var mı? diye bir soru akla gelebilir. Anayasanın 18. Maddesine göre yapabilirler. Ne deniyor bu maddede; “Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.” Tabii ki bu maddenin ancak diye başlayan ikinci fıkrasını nazar-ı dikkate almazsanız.

Ne olursa olsun iktidarları tencere götürür diyen politika duayeni rahmetli Demirel haklı değil mi? Eğer bu Devlet, Anayasanın 2. Maddesinde belirtildiği gibi; demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti değil ise tencere de bir işe yaramıyor.

 Bence, Sokaktan korkmalarına gerek yoktur. Nasıl olsa sokağa inenleri gittikleri yere kadar kovalayacak birileri bulunur.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık