• 10 Nisan 2020, Cuma 10:22
MehmetOğultürk

Mehmet Oğultürk

BİR VİRÜSÜN YAPTIĞINA BAK

Bu dünyada, insanlığın sonu mu geliyor? Daha şimdiden on binlerce kişi bir virüs yüzünden bu âlemden göçüp gitti. Onunla baş edebilecek ne bir serum, ne bir aşı ne de bir ilaç henüz bulunmuş değil. Dünyanın hem zengin, hem de bilim ve teknolojisi yüksek ülkeleri  bile böyle bir virüse karşı mücadelede yeteri kadar başarılı değiller. Bu virüs, hemen hemen her ülkeye ulaşmış, on binlerce kişi hayatını kaybetmiştir. Ekonomik hayat durmuş, insanlar yaşamlarını sürdürebilmek için gerekli ürünleri üretemez ve bulamaz olmuşlardır. Dükkanların, AVM lerin rafları boşalmış, insanların psikolojisi bozulmuştur. Corona,  en çok  biz yetmiş seksenlikleri seviyormuş. Demek gücü bize yetiyor. Düşene bir tekme de sen vur misali. Yaşlı olmaktan başka ne günahımız  var. Bize sokağa çıkma yasağı getirdi. Ama teselli eden bir şey var. Bu Corana denilen virüs her ne kadar yetmişlik seksenlikleri seviyorsa da, zengin fakir ayrımı yapmıyor. Herkesi hizaya sokuyor. En uygar ve pozitif bilimden yana olan ülkelerin bakanlarını, başkanlarını, krallarını, kraliçelerini bile dize getirdi.  

Böyle bir virüs saldırısı ilk değil. İspanyol gribi, domuz gribi, Kuş gribi, Asya gribi, kolera, veba salgını gibi bir çok saldırıya karşı koyan insanlık, umarım bunu da atlatır. Daha ilkokul birinci sınıf öğrencisi iken,  Asya gribi salgınından haftalarca  yattığımı anımsıyorum. O devirlerde, şimdiki gibi ne sosyal medya, ne internet, ne televizyon vardı.  Bırakın köyleri, Milas’ta dahi  ya iki ya da üç doktor, iki de eczane vardı.Şafak ve Derman eczaneleri.  Varlıklı kişilerle resmi daireler dışında telefon yok, televizyon yok, yol yok, ulaşım yok, iletişim yok, sosyal medya yoktu. Devletin Ankara, İstanbul ve İzmir’de birer olmak üzere  üç radyo istasyonu vardı, ama herkesin evinde radyo yoktu. İletişim olmayınca da ölenden kalandan kimsenin haberi olmazdı. Bu nedenle, o salgında kaç ülkenin etkilendiğini, kaç kişinin öldüğünü bilme şansımız  olmadı.  İnsanoğlunun her seferinde bir yolunu bulup başından savdığı bir sürü bakteri ve virüsler oldu. On binlerce kişinin hayatına son veren bu virüslerden, bizim devlet büyüklerimizin dualarıyla değil, pozitif bilim tutkunları sayesinde kurtulduk. Aşısını,  serumunu, ilacını onlar buldu.

Her şeyi kadere, fıtrata ve alınyazısına bağlayan bizim gibi İslam ülkelerinin hiç birinden, insanlığa hizmet edecek bir icat ve buluş yapan bir bilim adamı çıkmamış, bundan sonra da çıkmayacaktır. Hâlâ asırlar öncesi yaşamış olan İbn-i Sina ile övünüp duruyoruz. Ne tıp, ne fen ve teknoloji, ne de fizik alanında  bir buluşumuz yok. Nasıl olsun ki ? On yedinci yüzyılda ( 1609-1640) yaşamış ve yaptığı kanatları takarak Galata Kulesinden, Üsküdar’daki Doğancılar Parkına kadar uçarak boğazı havadan geçen ilk insan Hezarfen Ahmet Çelebi gibi biri, Padişah tarafından bir kese altınla ödüllendirilmesine rağmen ”Uçmak kuşlara mahsustur Padişahım,  bu adam Allahın işine karışıyor, sizin için büyük bir tehlikedir” diyen din bilginlerinin fetvası üzerine zamanın Padişahı  Onu Cezayir’deki zindanlarda çürütmüş ve daha 31 yaşında hayata gözlerini yummuştur. Böyle bir ülkede fen ve bilim adamı yetişir mi? İcat ve buluşlar yapılabilir mi? Bu gün ecdadımız diye gururlandığımız Osmanlıyı bilimde, sanatta ve teknolojide geri bırakan ve başkasının himmetine muhtaç hale getiren bu zihniyet hâlâ hüküm sürmektedir.

Toplumun sağlığını korumak için her türlü bilimsel çalışmaları yapmak üzere,1928 yılında, Cumhuriyetin ilk Sağlık Bakanı Dr. İbrahim Refik Saydam tarafından kurulan Hıfzısıhha Enstitüsünü bile, Cumhuriyeti ve Atatürk’ü hatırlatıyor diye yıllar önce kapattılar. Askeri Tıbbiyeden tabip yüzbaşı rütbesiyle mezun olduktan sonra Balkan savaşında çeşitli cephelerde görev yapan ve kolera gibi hastalıklarla mücadele eden, Dr. İbrahim Refik Saydam 1914 yılında Bakteriyoloji enstitüsünü örgütleyerek tifo, dizanteri, veba ve kolera aşılarının, tetanos ve dizanteri serumlarının ülkemizde üretilmesini sağlamıştır. Tifüse karşı hazırladığı aşı Tıp literatürüne geçmiştir. Böylesine değerli çalışmaları bulunan Türkiye Cumhuriyeti’nin 4. cü Başbakanı Dr.İ.Refik Saydam’ın adını dahi tarihten sildiler. Hezarfen Ahmet Çelebi’yi, yaptığı çalışmalardan ötürü ölüme götüren zihniyet yeniden hortlamıştır.

Atatürk’ün yaşadığı Çankaya Köşkü’nü beğenmeyip yeni saraylar yaptılar. Ne büyüksün sen Corona! Bu saraylara da girersin diye korktular. Senin gazabından korunmak için, Atatürk’ün yaşadığı Çankaya Köşkü’nün  kapılarını bile yıllar sonra  açtılar.  Biliyorlar ki sen, Çankaya Köşkü’ne giremezsin. Çünkü orada Atatürk var.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık