• 20 Eylül 2021, Pazartesi 9:46
MehmetOğultürk

Mehmet Oğultürk

DİKTATÖRLER VE SANDIK

Türk Dil Kurumuna göre Fransızcadan dilimize geçmiş olan diktatör(dictateur) sözcüğü; Bütün siyasi yetkileri kendinde toplamış bulunan, dikte ettiren kimse, zorba demektir. Yani bir yönetim şeklini ifade etmektedir. Diktatörler, ya bir darbe sonucu yönetimi eline geçirmiş ya da seçimle iş başına gelmişlerdir. Dünya, bu güne kadar pek çok diktatör ile tanışmıştır. Bu diktatörlerin hiç biri sandıkla iktidardan gitmemiştir. Eğer benim bilmediğim biri varsa o da diktatör değildir. Ya ülkelerinden gizlice kaçmış, ya sürgüne gönderilmiş ya da halkı tarafından linç edilmişlerdir. Bazıları da eceliyle ölmüşlerdir. Hiç biri sandığa gidip seçimi kaybettiği için bir kenara çekilmemiştir. Göstermelik seçimler yapmış ama sandıktan hep kendileri çıkmışlardır.

Bir ülkeyi yöneten diktatör dört şekilde iktidardan uzaklaşır. Eceliyle, suikastla  darbe ve İhtilal ile. İşte Mussolini, Hitler, Çavuşeşko, Saddam, Kaddafi, Hüsnü mübarek, Enver Sedat, Pinochet, İdi Amin, Franco, Markos, Stalin.  Hepsi yirminci yüzyılda yaşamış ve milyonlarca insanın ölmesine neden olmuşlardır. Ölmeden iktidardan uzaklaşanı yoktur.

Sayın Kılıçdaroğlu; “Sandık gelecek ve diktatörü göndereceğiz” diyor. Eğer öyle giderse sandıkla gönderilen ilk diktatör olur ve tarihe adını yazdırır. O zaman ona diktatör demek hiç de yakışmaz. Dünyanın en tanınmış diktatörlerinden Mao Zedong elli milyon, Josef Stalin yirmi üç milyon dokuz yüz bin, Belçika kralı II. nci Leopold  yirmi milyon, Adolf Hitler ise on yedi milyon kişinin ölümüne neden olmuşlardır. Diktatörler sadece tüm siyasi yetkileri kendisinde toplamış birileri değil, aynı zamanda muhaliflerine şiddet uygulamış katil ve katliamcıdırlar.

 Mao Zedong, Josef Stalin, Leopold II eceliyle, Mussolini kurşuna dizilip ayaklarından asılarak, Hitler İntihar ederek, Saddam asılarak, Kaddafi işkence edilerek, Çavuşescu ise mahkeme kararıyla kurşuna dizilerek ölmüşlerdir. Bu diktatörlerin hiç biri sandıkla gitmemişlerdir. Bu eşyanın tabiatına aykırıdır.

Biz de İsmet Paşa 89 yaşına kadar, (Celal Bayar hariç) Turgut Özal ölünceye kadar, Bülent Ecevit ise arabaya asansör ile inip binmek zorunda kalmış yine de koltuktan vazgeçmemişlerdir. Deniz Baykal ise komada iken milletvekili seçilmiştir. Bir partinin, bir odanın, bir sendikanın, bir derneğin başkanları 30-40 yıl aynı koltukta oturmaktadırlar. Geleneğimizde yeter artık çekiliyorum bu koltuğu gençlere bırakıyorum diye bir kültür yoktur.

Adnan Menderesten bu yana Sine-i millete dönmekten söz edilir ama bir türlü dönülemez. Yakın tarihte Sine-i Millete dönebilen tek kişi Murat Sökmenoğlu dur. Ülkemizde iktidarı seçime götürmek için muhalefetin toptan sine-i millete dönmesi zaman zaman gündeme geliyor. Ama şu TBMM yok mu! engel oluyor. TBMM kabul etmez ise sine-i millete dönülemiyor. Zorla milletvekilliği yaptırılan tek ülke bizim ülkemiz her halde. Sine-i milletten söz eden bir parti sözcüsü ertesi gün görevden alınabiliyor.

Adım adım yeni bir rejime geçtik ama resmen adını ilan edemedik. 2023 ü bekliyoruz. Adını belki o zaman duyacağız. Bunun işaretlerini açılış törenlerinde, toplantılarda, sık sık görüyoruz ama Türk İstiklalini, Türk Cumhuriyetini muhafaza ve müdafaa ile görevli olanlar sessiz kalıyorlar.

Yüce Önder Mustafa Kemal ATATÜRK,  Nutuk’ u okuduktan sonra 20 Ekim 1927 tarihinde Türk Gençliğine önemli bir görev veriyor: “Ey Türk Gençliği, birinci vazifen Türk İstiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa  etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur” deyip Türk gençliğinin yıllar sonra karşılaşacağı durumu bir bir saydıktan sonra; “İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen Türk İstiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur” diyerek sözlerini tamamlıyor.

 Atatürk ve arkadaşlarının hayatları pahasına kurmuş oldukları Türkiye  Cumhuriyeti’nin yavaş yavaş dönüştürülmesini görmek bizim gibi düşünenleri gerçekten üzmektedir.

Bir şeyler yapılmalı, gerekirse sine-i millete dönülmeli. Lafla bir yere varılmıyor. Ah şu TBMM bizi engellemese!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık